2 Nisan 2013 Salı

Bahçede Ekipman Önemli...

Tarımda değişkenler o kadar çok ki... Ekipman ayrı bir değişken...Ve tüm hesapları tamamen değiştiren bir değişken.

Bahçede genellikle ekipman alırken fiyatına bakarız. İyice araştırırız. Farklı yerlerden fiyatar alır sonunda bütçemize uygun olanı alırız. Kaliteli ekipmanı almanın ne kadar karlı olduğunu bir kere daha yaşamış olduk. Anonim bir deyim vardır  ''Ucuz etin yahnisi sert olur, yenmez '' denir. Bu sözler büyük bir kültürel tecrübe sonucu söylenmiş sözler.

Bu sene bahçemizde ilaçlama tabancamızı değiştirdik. Daha kaliteli veya pahallı bir pulvarizatör ilaçlama tabancası aldık. Maliyetleri karşılaştırmak gerekirse (sadece pulvarizatör içinde kullanılan malzeme maliyetleri karşılaştırıdı), eski tabancamız  55 TL'ye alınmıştı, yenisi ise 85 TL ye alındı.

Önceki ilaçlamalarda eski tabancamız ile Tüm bahçemiz 2000 LT su ile  ilaçlama ve yaprak gübresi karışımı yapılırken. Toplam maliyet yakıt, işçilik vs.... hariç 150 tl.

Yeni tabanca ile ilaçlanan aynı bölgede yeni tabancamız ile 970 litre su ile ilaçlandı. %50 lik bir fark var.  Gerçekten büyük bir fark var.  Tek defada hem bütün bahçe ilaçlandı, üründen kazandık, zamandandan kazandık, yakıttan kazandık ve işçilikten kazandık. Bu işlemin yılda 4-5 kere en az yapıldığını düşününce ciddi maliyet farkı oluşuyor. Sadece bir tabanca ile..

 Kullandığımız tabanca ise, denemek için 1 adet Başak marka ilaçlama tabancası aldık. Tabancanın başarısını görünce
sizlerle paylaşmak istedik. Firmaya da bir teşekkür maili attık. Tabancanın performansından memnunuz. Bakalım dayanma süresi ne kadar olacak. Eğer 1-2 yıl dayanırsa bahçeye ciddi bir maliyet katkısı getirecek. Yok hemen bozuluyorsa o zaman bu farketmemiş olacak.

Ekipmanları alırken ucuzluğuna değil, kalitesine bakmalıyız. Ekipman kalitesinin bahçemizin işletme giderlerinde çok etkili bir değişken olduğunu yaşayarak görmüş olduk.

19 Mart 2013 Salı

Bakla Zınnı (Epicometis hirta) Mücadelesi

Bakla Zınnı (Epicometis hirta)

Bakla Zınnı Mücadelesi ile ilgili olarak araştırma ve gözlemler


Iran'da bu konuda yapılan bir çalışmaya göre  bu böcek kışı toprak altında bozulan bitki materyalleirnde veya ağaç gövde, köklerinde  geçiriyor. (Araştırma yapılan bölge soğuk bir bölge olduğundan)  Larvalar Nisan ayında pupa evresine giriyor ve Mayıs ayında saldırıya geçiyorlar. ( Bizde ise Şubat ayı sonu pupa evrsinde gelişiyorlar ve Mart birinci veya üçüncü haftalarında saldırıya geçiyorlar.) Iran'da bu bölge de bakla zınnı populasyonun artmasının sebebi şalgam ekiminin artması ve gübre kullanımının artmasıyla açıklanıyor. (Bakla Zınnı hayvansal gübreye yumurta bırakıyor)
Bakla Zınnı çiçeklerin açması ile ortaya çıktığı için arılarla aynı döneme denk geliyor. Yerli üreticilerin bu böceğe karşı ilaç kullanması sonucu ise arı popülasyonu azaldı, bu yüzden %50 çiçek kayıpları yaşanmış.

Yerel üretciler bakla zınnını kontrol etmek için kimyasallara başvuruyorlar. Kullandıkları ürün Thiodan. 1,5./2 litre 1000 litre suyla karıştırılıyor. Genel olarak ağaçlara en az bir en fazla üç kere sıkıyorlar. Hayvansal üretim yapan tesislere yakın olanlar üç kez yapıyor. Spreylemeden önce ağaçlar silkeleniyor ve yere dökülen böcekler ilaçlanıyor. (Aslında direk ağaçlara bir ilaçlama yok)

Integrated Pest Management (IPM) yani Entegre Zararlı Yönetimi ilkelerine göre 3 adet renkte leğen veya kap içine su koyularak deneme yapıldı. Kırmızı, sarı ve mavi.. 

Üç ayrı sırada tuzaklar kuruldu. 2 Farklı bahçede deneme yapıldı.  Daha iyi anlamak için leğenlere 0,05/1000 ml bulaşık deterjanı eklendi. Ayrıca aynı benzer method ile leğenlere bulaşık deterjanı yerine  gaz yağı eklendi

1.Bu method ile böcekleri çekmede yüksek başarı sağladı.
2.Mavi leğenler diğerlerinden daha çok işe yaradı
3.10 günde bir leğenden 7300 adet bakla zınnı ergini yakalandı
4.Enteresan bir sonuçta en yüksek yakalamalar saat 11:00 ile 16:00 arasında oluyor.




Bu sonuçlar 2010 yılında Iran'ın Gerdukaneh köyünde 50 dönüm elma bahçesinde yapılmış. Her çift ağaç arasına  bir sıra 10 'ar metre ara ile bu tuzaklardan kurulmuş. Sonuç gerçekten iyi...

Bu method 2011'de 700 hektarlık bir sahada daha denenmiş ve 70.000 adet mavi kap yerleştirişmiş. Yani Hektara 60-80 adet kap yerleştirilmiş. İlaçlamada hektara 30-90 usd masraf olurken bu sistemde hektara 3-4 usd masraf olmuş.


Başka Öneriler ise,
Sahanın belli yerlerine hayvan gübresi yerleştirmek ve yumurta bırakacak dişileri çekmek ve bırakılan yumurtaları yakmak.

Tuzak bitkiler dikmek. Mesela, yabani hardal otu ve şalgam. Ancak bunlarda çok aşırıya kaçılmadan, bahçeye zarar vermeyecek ölçüde ekilmeli. Yoksa bahçeye bu böcekleri çekmiş oluruz.


(Kaynak: IPM versus Conventional Pest Management Practices in Iran By Hossein Heidari, Hooman Fathi, Alfredo Impiglia) 



Bunun dışında bahçemizde gözlemlediğimiz bir bitki Kiriş otu veya Çiriş Otu (İsimde Yöresel farklılık olabiliyor (Asphodelus Albus) olan yerlerde bu böcek kiriş otuna gidiyor.




           

 Kiriş Otu veya Çiriş Otu (Asphodelus Albus) 


  Kiriş Otu veya Çiriş Otu (Asphodelus Albus)  

Bahçemizin içinde de dışında da ormana doğru bol miktarda bu ottan bulunuyor ve şu anda üzerlerinde bol miktarda bakla zınnı bulunuyor. Bakla zınnının diğer bir tuzak bitkisi kesinlikle bu ot. Bu otlar sırt pompası ile saat 11:00- 16:00 arası ilaçlanırsa sonuç alacağımızı düşünüyorum.

Bizim bahçemizde dikimde hayvan gübresi kullandık. 2011 yılında 200 kadar mavi leğen yerleştirdik ve bu leğenler böcek ile doldu.. Hatta böcekler birbirleri üzerinden tekrar uçup kaçtılar. Dolunca bu leğenler hızlı bir şekilde boşaltılmalı ve böcekler imha edilmeli. 
2012 ve 2013 yıllarında hayvan gübresi hiç kullanmadık. Sadece Organik sıvı gübre Sotrol ve Organik sıvı humik asit Biomut kullandık. Bahçemizde bu sene yaklaşık 300 adet leğen olmasına rağmen 10 günde ortalama leğen başına 5-6 adet böcek yakalandı. Elle ise 100 adet üzerinde topladık. Şimdi Çiriş otlarının üzeri dolu bunları ilaçlamayı düşünüyoruz. Ancak bademler meyvaya dönmeye başladığından bize zararı azaldı, ama seneye daha çoğalmamaları için mücadeleye devam ediyoruz.
Bize mavi leğen ve su denilmişti meğer mavi leğen ve bulaşık sabunuymuş. Bunuda bugün deneyeceğiz. Gerçekten işe yararsa buradan yazarız.

Bunun dışında Amerika'dan aldığımız bir bilgiye göre İran'da da kullanılan thiadon isimli ilacı geceleri veriyorlarmış. Böylece kovanına dönen arıları koruyorlar. Aynı şekilde altacor isimli ilaçta bu şekilde kullanıldığı yazılmış. 

Bu şekilde ilaçlama yerine tuzakların kurulması ve tuzak bitkilerin ilaçlanması akıllıca olur diye düşünüyoruz. Hayvansal gübrelerden bahçede kullanmamak gerektiğini düşünüyoruz. Hem bu böceklerde hem başka zararlılarda hayvan gübresi çoğalmaları için yataklık yapıyor.

Bunun dışında internette bulduğum başka kaynaklar.

Bakla zınnı (Epicometis hirta (Poda) (Col.:Scarabeidae)) sabahın erken saatlerinde hareketsiz olurlar. Bu nedenle, erginlerin az hareketli oldukları sabahın erken saatlerinde, ağaçların altına çarşaflar serilmeli ve ağaçlar kuvvetlice silkelenerek, ergin böceklerin çarşafın üzerine düşmesi sağlanmalı ve düşen böcekler toplanarak öldürülmelidir. Ayrıca, ağaçların altına, mavi renkli kaplar veya leğenler yerleştirilir ve bu kaplar yarısına kadar su ile doldurulur. Ergin böcekler, mavi renge yönelerek, kapların içindeki suya düşer. Düşen böcekler, her gün toplanarak yok edilir.Kaynak: T.C.Samsun Valiliği Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü )

Meyve bahçelerinde zararlı olan Bakla zınnı (Epicometis hirta) sabahın erken saatlerinde hareketsiz olarak ağaçlarda bulunmaktadır. Bu saatlerde, ağaçların altına çarsaflar serilmeli ve ağaçlar kuvvetlice silkelenerek çarsafın üzerine düsen böcekler toplanmalıdır. Özellikle grup halinde yasayan zararlıların bulundukları bitki organları ile birlikte kesilip toplanarak mücadele yapılmaktadır.(Kaynak:Hobi Bahçemiz

MART 2013

Mart Ayında yağmurlarla beraber bazı düzenlemeler yapıyoruz. Bahçe içinde dağınık halde çıkan kekikler toplanmaya devam etti.

Bir yandan kıştan yetiştirdiğimiz melisaları geliştirmeye çalışıyoruz.

Badem ağaçları da çiçeklenmeye başladı. Ağaçlarda aşırı bir çiçeklenme yok ama daha ağaçlar 2,5 yaşında.. 



ilk diktiğimiz ağaç güzel gelişti ancak çok çiçeklenmedi.





Yeni gelişen  Kekikler..



Geçen sene denemesini yapığımız yeni gelişen adaçayları...


Yolumuz Datça'ya düştü yine.. Datça'dan Halil ile beraber Arkadaşımız Yasin'in bahçesinden biraz çelik denemesi yapmak için adaçayı topladık.


Bagaj adaçayı ile dolduruldu.



Bir gün önce adaçayı çelikleri veya bulabilirsek tohumlar için tava hazırlamıştık.

Adaçaylarını çelikleme için hazırladık. Ve Dikime geçtik bakalım tutacak mı? Belki de hiçbiri tutmayacak. Ama en azından denedik deriz. Sera içinde deneğimiz çelikler nerdeyse yarıyarıya tuttu.. 
Burda iki handikap daha var birincisi çeliktan alınan adaçayı fizyolojik olarak aynı kuvvette olacak mı?
İkincisi bu mevsimde toplanan adaçayları ile çelik tutar mı? Çünkü adaçayları tohuma dönüyor ve tohuma dönen dallar sonra kuruyor. Biz bu dallardan çelik alıyoruz. Denedik, sonuçlarını göreceğiz.




Dikimde önce boğumlarından kesilen adaçayları köklendiriceye batırılıp toprağa saplanıyor. Üzerine sisleme yapılıyor. Bu işlem yağmur yağmazsa iki günde bir 1 ay boyunca uygulanacak. Sonuçlarını göreceğiz.

Eğer burda çelik alma işe yaramaz ise Nisan'da taze dallarla tekrar deneyeceğiz. İşe yararsa da Nisanda devam edeceğiz. Çünkü bizim bölgenin cinsi olan triloba cinsi tohum henüz bulamadık. Bu tohumlar Haziran ayında bulunabiliyor. Haziranda bulduklaırmızda sonbahar veya kışın ekilececek. Yani 1 sene kadar bir kayıp olacak. Bu yüzden çelikleme çalışmaları devam edecek gibi görünüyor. Çelikleme riskli. Tohumdan üretim kesinlikle daha sağlıklı. Kaliteli tohum bulmak için arayışlarımız sürüyor.

12 Mart 2013 Salı

BADEMDE MAJÖR VE MİNÖR YALNIŞLIKLAR...

Badem bahçesi kurarken yapilan her işleme aynı önemin verilmesi gerektiğini gun gectikce daha iyi anliyoruz. Sulama sistemi, fidan kalitesi, gubreleme, sulama, ekip.....ilk akla bu major etkenler geliyor..

Aslında tarımda major veya minör diye bir ayırım yok. Önemsiz basit bir önlemin alınmaması bütün bahçenin yok olmasına sebeb olabiliyor. Örneğin bahçe de hastalıklı bir ağacınız var ve iyi gözlemlemediniz. Kış geldi, hastalıklı ağaçta yapraklarını döktü. Artık hiç anlaşılamıyor. Zaten hastalıklar genelde kışın duruyor ancak ağaçta kalıyor. Kışın budama yaptınız. Budama makasını dezenfekte etmeden her ağaçta kullandınız. Tüm bahçeye yaydınız. Önlem budama makasını her ağaç kesiminden sonra yanında taşıdığın   küçük çamaşır suyu veya benzeri bir dezenfektan ile  dezenfekte etmek. Bekli 1-2 liralık bir çamaşır suyu...Bu küçük ihmal bahçenin tamamının yok olmasına sebeb olabilir.

Kimsenin üzerinde durmadığı, bahçede minor gözüken ve bahçede kayıplara sebeb olabilecek başka etkenlerde var. Örnek vermem gerekirse dikim derinliği. Dikimde aşı aşağida kaldığında gördük ki ağac geliştikçe strese giriyor, sakız bırakıyor ve ölüyor. Hastalık olduğunu düşünerek  Laboratuara gönderdiğimizde bir patojene rastlanamadi şeklinde rapor alıyoruz. Neden olduğunu düşünüyoruz. Sebeblerden biri dikim hatası olabiliyor. Kesin  o mudur? Bilemiyoruz..

İşin komik yanı nasıl sağlık sektöründe doktorlar herhangi bir bulguya rastlamadığında hastalığın kaynağı sinirsel, psikolojik vs... dediği gibi bizim sektörün  doktorları Ziraat Mühendisleri de herhangi bir buguya rastlamadıklarında aynı açıklamayı yapıyorlar ve ağaç strese girmiş diyorlar.




Sektördeki Major ve minor konular acaba sadece yapılsal konular mı? Sadece Sulama önemli, Fidan önemli, budama önemli, gübre önemli, ilaç önemli, toprak önemli vb.. yapılsal konular mı?

Bence major konu, hep abartılan raslantısal veya acayip olayları duymamız ve inanmamız.  Mesela geçen sene Mersin'den bir Badem ağacının 70 kg Badem (Kabukludur heralde:-))  ) verdiğini duyduk. İşte efendim Üniversiteler orda araştırma yapıyormuş. Herkes biliyormuş. Gerçekten ağaç başına 70 kg alıyormuş...muş..muş..miş... Sonradan öğrendik zaten 3 ağaç var adamın bahçesinde...70 kg aldığını delillendiremedik. Bizim danışmanımız Mersinde olduğu için kendisinden rica ettik. Ancak bir sene sonra meyva tutum döneminde inceleyebileceğimizi belirtti. Kısmetse bu sene inceleriz. Görüşlerimizi olumu veya olumsuz bu blogta paylaşırız.  70 kg badem veren ağacı duyan herkesin ağzı sulandı... 70 kilo...düşünsenize.. sanki bütün ağaçlar 70 kg veriyor..Delil yok...İspat yok.. Herhangi bir blimsel çalışma, kayıt yok..Ama o fısıltı Mersin'den İstanbul'a kadar geliyor. Fısıltının en büyük reklam olması gerçeğinin bir kere daha sağlaması yapılmış oluyor... biri on yapmak...Neden ? Çünkü ümit verici... Bunun aksini veya çok olumsuzunu konuştuğumda bırakın İstanbul'u, o an konuştuğum birkaç kişinin aklına bile gidemiyor. Ama mümkün ve olabilir dersen fısıltı devam ediyor....ve büyüyor..bir zaman sonra belki verim ağaçbaşı 75-80 kg olur...Bence bizim sektördeki major sorun budur.

Aynı ağacı birkaç sene izlesen ve ''bir daha vermedi o sene verdi bir tek'' denilse ve ağacın aslında 70 kg vermediği ispatlanılsa bu sonuç yayılmaz veya yayınlanmaz. Hala 70 kilo veren badem ağacı konuşulur. Bir ağacın yandaki resimdeki gibi vermesi hepsinin aynı vereceği anlamına gelmez. İnternetteki bilgi kirliliğinin temel nedeni budur. Bilgi kirliliği major sorundur. 1 dönümden müthiş karlı bir yatırım yapıldığı fikrini veren birçok site linki verebilirim. Çoğunun fidan üreticisi olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Umarım bu veriler üzerinde gerçekçi çalışmalar yapar ve düzeltirler. Zaten birçoğu birbirinden kopyalamış.


 
Bu Ağaçların hepsi 2,5 yaşında 


Ben kendi bahçemin güzel ağaçlarının resmini çekiyorum, yanına 2,5 yaşında badem ağacı yazıyorum. Görenler inanamıyor, 5 yaşında gibi.. Sizin orası bademe çok uygun diyorlar. Hemen yargıyı yapıyoruz. Bir deneme yaptım sadece gelişmeyen ağaçları çektim. Şimdi, Altına 2,5 yaşında badem ağacı yazsam ve yayımlasam, Herkes bu iş olmaz, orda badem yetişmiyor toprakta sorun var derler. Önemli olan bahçenizde % kaç ağacınız iyi gelişti. Ama gördüğümüz gibi hepimiz en olumlu örnekleri yayımlıyoruz. İnternetteki bilgilerde bu şekilde.... En iyi senaryolar, hatta iyininde iyisi...


Sağ tarafta ise 4 yaşında bir badem ağacı var. Ağaçların yaşı insan yaşı gibi değil, bakım ve koruma ile ilgili..Ama 4 yaşında 3 metre yüksekliğinde büyük ağaçlar da var.




                                                                   


Bu işe başlamadan önce araştırma yaparken, bir fidan üreticisi bana 30-40 dönümden ne kadar çok para kazanabileceğimi gösteren bir fizibilite verdi. Kendi bilgisayarında bu fizibilite hazırdı ve anında print etti verdi. Çok karlıydı. O fizibiliteyle bütün ülke ceviz yetiştirmeli diye düşünebilirdiniz. Bu kadar karlıysa neden 5-6 liraya fidan satıyorsun? sorusuna cevap verememişti.

Bu sektörde ülkece başarılı olmanın en önemli yolu saptırılmış bilgiler yerine gerçek bilgilerle hareket etmemizdir. Bu bilgileri paylaşmamızdır. Facebook üzerinden ve çevremdeki üreticilere bir soru sordum: 

'' Badem ceviz veya meyvacılık yapan üreticilere bir sorum var. Ürünün adı, çeşitleri, dikim şekli (5x5, 2x5 vs) bölgeyi belirterek İlk hasatlarında dönüm başına ne kadar aldığınızı yazmanızı rica ediyorum?''

Kaç cevap geldi biliyor musunuz? HİÇ... 

Tanıdıklarımdan ne kadar cevap geldi...HİÇ....En azından bugüne kadar alamadım. Bu konunun önemini anlamadığımızdan geliştirici adımlar atılamıyor. Kimin kaç kilo aldığı yerine basit bir istatistik yapılabilir. Yüksek verim, düşük verim  ve orta verim istatistiği çıkarılabilir. Bu yatırıma girenler veya girmeyi düşünenlere neye girdikleri daha gerçekçi gösterilebilir. Ama o zaman internetteki mükemmel verim tabloları ve iş çekiciliğini kaybeder mi? Bilemiyorum çünkü hiç hasat yapmadık ve yapanlardan da gerçek veri alamadık. Sözlü bir veriden bahsetmiyorum. Yazılı ve kayıtlı bir veriden bahsediyorum. Şimdilik o veriye ulaşamadım. Birilerinde mutlaka vardır. Yurtdışı kaynaklar bu konuda çok bonkör. Onların verilerini baz alarak hareket edeceğiz artık.

İlaç sektörü de karışık ve ticari... Bir ilaç çıkıyor, bu ilacın ilgili hastalığa veya zararlığa iyi geldiği açıklanıyor, eski ilaçların etkisi kötüleniyor, çünkü eski ilaçlar ucuzluyor. Bir zaman geldiğinde bu ilaçta yasaklanıyor, yenileniyor.. Veya 5ml yeterli geldiğini deneyip gördüğümüz bir ilaç üzerinde 20-25 ml kullanma etiketi olabiliyor. Tarım ilaç sanayii bu şekilde ilerliyor. Bu verilerin paylaşıldığı bir ortam yok. Üreticiler olarak elimiz mahkum şekilde yeni ilaç, şu kadar kullanılmalı yazıyor ve kullanıyoruz. 

Kullandığımız ilaçlarla ilgili bizim anlayacağımız dilde yapılmış, yazılmış araştırmalar yok. Bulabildiklerimiz zaten ilaç firmaları tarafından sponsor olunmuş araştırmalar. Tam manasıyla uygulamalarımızın işe yarayıp yaramadığını uygulama yaptıktan  belli bir zaman sonra öğreniyoruz.

Sonuç olarak badem yetiştiriyoruz, meyvacılık yapıyoruz, iç ve dış major-minor konular bahçenin, yatırımın geleceği için iyi değerlendirilmeli. Tüm meyva üreticierinin kendi ürettikleri meyvalar ile ilgili yalnış verilerin yayılmasına karşı doğru veriler yayınlamalı. Yoksa sürekli sektöre giren ve çıkanlar olacak, milli servet kaybı oluşacaktır. Yalnış verilerle birçok kişinin sektöre girmesi, sektördeki asıl üreticilere de zarar verecektir.

1 Şubat 2013 Cuma

KUYU SULARINA SAYAÇ TAKILACAK MI?

Son günlerde yeni bir kanun çıktığı ve ruhsatlı kuyulara veya 10 metreden derin kuyulara elektronik saat takma zorunluluğu geliyor şeklinde bir haber duyduk. Herkes birbirine soruyor. Büyük bir iletişim kopukluğu var. Aslında DSİ de kayıtlıyız ve bize mail veya SMS veya Muhtarlıklar yolu ile yazılı bir bilgi verilebilir. Bu kanun işin iılginci 2 sene önce çıkmış. Biri diyor iptal oldu bu, biri diyor beklemede sakın saat almayın, biri diyor hemen alın takın..Ben aşağıda o metni buldum ve bloga ekledim.

Saati taktırmak yaklaşık 2.000 tl civarı... Bunun parasını da biz mi ödeyeceğiz çiftçi olarak yoksa devlet gelip mi takacak? Herkes birbirine bunu soruyor.

Aslında mantık olarak, istatistik tutmak adına su sayacı takılması gerekli. Devlet yeraltı sularının kullanım miktarı ve kaynak miktarını bilmek durumunda. Su, önümüzdeki yıllarda dünyanın en stratejik maddesi olacak.  

İnsanlarla konuştuğumda mantıksız gelen, tesis, ve kuyuyu kendimizin açması, saati kendimizin alması (Kendimiz alacak isek tabii ki...DSİ deki yetkililerde henüz bilmiyorlar, aradım sordum haftaya salıya tekrar arayın dediler), ve suya para ödememiz ( Bunu bilmiyorum ama tesisi, kuyuyu devlet kursa idi, yani alt yapıyı devlet kursa idi tabii ki parası ödenmeli.)

Bu şuna benziyor, elektriği düşünelim.. Alt yapısını devlet yapmış, belli bir yere getirmiş ordan ödemesi yapılıp bağlatılır, saat takılır ve kullandığın kadarı ödenir. Çünkü devlet yatırımı yapmış ve hizmeti kapına getrmiş. Ama suyun yukarı çıkmasını biz sağladıysak, saatide biz takıp, ödeyip, sonrada kullandığımız suyu ödemek mantıklı değil. Hem yatırımı, hem ölçeri hem kullandığını ödemek... Yapmazsak ceza kesilecek, kuyu kapatılacak, üretim azalacak veya bitecek.. Olan milli servete olacak yine...

Biraz kuyusu olanlara sorulsa veya dinlense hemen bir çözüm bulunur.

Benim etrafımdakileri dinledikten sonra oluşan düşüncem Devlet saatleri versin, kimseye ceza kesmesin ve 10 sene sulardan sadece veri toplansın.. 5-10 sene sonra fiyatlandırılacak denilsin. Bu yıl hesabını, kuyu acma masrafı ve tahmini kullanım miktarlarına göre düşünürsek bence 8 yıl.. Böylece çiftçinin kuyulara yapmış olduğu masraf çıkmış olur..

 Devlet saati karşılar ve bunun karşılığında 8 sene sonra su kaynaklarının değeri düşünülürse paradan daha değerli olan verilere ulaşır ve bu süre içinde ülke için planlama yapılmaya başlanır.. 8 sene sonra düzenli alacağı kullanım paraları ile bu proje ve planlamalara kaynak yaratılır.

Bu tarihe kadar kayıtsız bir tek kuyu bile bırakılmaz ülkede.. O zaman ceza verilebilir. Hatta farklı bir ruhsat ve saat sistemi ile her kuyuya ruhsat verilir, köylüye ve küçük üretim yapılan yerlerde kuyulara kolay ruhsat verilir ve kayda alınır. Küçük kuyular için ücretsiz ve basit bir kullanım belgesi... Çünkü ruhsat almak dahi masraflı..Böyle bir çözüme herkes razı olur diye düşünüyorum.  Önemli olan yeralı su kullanım istatistiklerine ulşamak olmalı. Para kazanamk değil.  Uygulanamayan kanunların arasına girip defalarca itiraz ve değişmelere sebep olunmamalı, çiftçide, üreticide, köylüde, Allah ta razı gelmeli.

Önemi olan doğru ve aklı selim olarak hem köylüye, halka ve Devlete yakışan şekilde hareket etmek. Umarım hayırlısı olur.

Az önce DSİ'yi aradım, üçünçü yönlendirmede ilgili birime ulaştım. Vatandaş olarak bilgi almak istedim, saat taktıracak mıyız, mecbur mu? saati devlet mi karşılıyor...vs.. Cevap olarak ''beklemedeyiz, haftaya salı veya çarşamba arayın'' Sizde bekleyin birşey yapmayın dendi.. Devlet beklemedeyse, bizde beklemedeyiz..



Sonuçta sulama kuyularına saat takılma konusu desteklenmeli. Milli varlıklarımızında farkında olmak önemli. Bu iyi niyetli, gerekli ve akılcı projeyi düşünen yetkililere teşekkür ederken, umarım fısıltılarla duyduğumuz mantıksız bir uygulama ile karşılaşmayız..

Son Dakika, http://www.sondakika.com/haber/haber-kuyulara-sayac-takma-zorunlulugu-suresi-uzatildi-4291674/ bu şekilde bir haber var..ama DSİ deki yetkililer bunu doğrulamadığı için beklemedeyiz..

Bu arada bilgi alamadık hiçbir yerden derken, twitter imdadımıza yetişti. Twitterdan Orman ve Su işleri Bakanlığını ve Sayın Bakan Prof. Dr. Veysel Eroğlu'nu takip ediyorum. Burada konuyla ilgili açıklama ve karar açıklanmış. Bu yazıyı yazdığım gün devlet gerekli çalışmayı yapıp tamamlamış. Gerçekten sorunlarımızla ilgilenildiğini görmüş olduk. Teşekkür ederiz. Bir erteleme var, bundan sonrası nasıl olacak o soruları öğrenmeye çalışacağım. 1-Kimler için ne zamana kadar uzatıldı? 2-Ruhsatlı kuyular ne zamana kadar bu işlemi yapmalı, ruhsatsız kuyular ne zamana kadar ruhsat almalı. 3-Saatleri DSI mi dağıtacak? 4-Ücret ödenecek mi? Neye göre ödenecek? ..Bu sorulan cevabını öğrenince bu bloga ekleyeceğim..




DATÇA NURLU BADEMİ VE TOZLAYICISI



     Geçen hafta Datça’daydık. Datça’da bir arkaşımız ile beraber Nurlu Badem üretmek istiyoruz. Ama daha öncesinde arkadaşımızın kendisinin aşılanmaya hazır badem bahçesi var. Bizde (Ben ve Aydın Lal Bey) ağaçların aşılanma durumu ve planı konusunda çalışmak üzere arkadaşımıza yardıma gittik. 

İnternetten araştırdğımız kadarıyla Datça’da 36 farklı çesit badem bulunuyor. Bu çeşitler üzerinde üniveristelerin birleşip bir çalışma ve ülkeye tescil yapmaması büyük bir milli kayıp. 

     Arkadaşımız, Datça’bir grup öğretim görevlisinin detaylı çalışma yapmış olduğunu ve 99 çeşit farklı badem tespit ettiklerini söyledi. Bu araştırmayı yapanlarla tanışamadık ama umarım tanışırız. Çalışmalarını okumak için sabırsızlanıyorum diyebilirim. Aslında internetten yayınlansaydı google’dan muhtemelen bulabilirdim. Umarım çalışma tamamlanmıştır ve yayınlanır. 



Arkadaşımız bahçesine %50-60 Nurlu aşılamak istediğini geri kalanını ise karışık cinslerden aşılamayı düşündüğünü belirtti. Çünkü Nurlu bademi neyin tozladığının bilimsel bir çalışması yok. Nurlu badem sadece Datça’nın bazı bölgerinde yetişebiliyor. Çok dar alanda yetişebildiği için bu konuda çalışma yapılmadığını düşünüyorum. Aslında dünya mirası özel bir ürün. Türkiye’de Datça’dan başka bir yerde yetişmiyor veya iyi verim alınamıyor. Sebebi erken çiçekleniyor ve erken donlara yakalanıyor. Ama  Datça'da özel bir ılıman kilma iklimi var. Şubat başında çiçeklenmeye başlamasına rağmen çiçeklerine don vurmuyor.Kış ve bahar yağmurları ile meyvanın içi doluyor. Çok aromalı, lezzetli ve diğer bademlere nazaran çok büyük. Sert kabuklu bir badem. Çok özel biri ürün.

Bizim bahçemiz bölgeye 1 saat mesafede ve bizde çiçekler nisanda açıyor deniliyor.(20 Şubat-10 Mart Arası açtığı 2014-2105 yıllarında tespit edildi) Daha erken açsa zaten mart ortalarına kadar don riski taşıyoruz. Datça’nın bu kadar yakınında olmamıza rağmen bizim bu çeşit erkenci bademlerden verim alma şansımız düşük. Ama bu sene aşılama ile belli bir adet arazimizin dışında erkenci bademleri de deneyeceğiz. 



Nurlu bademi (söylenen 36 veya 99 çeşit) hangisinin tozladığını araştırmaya ve bulmaya gittik. 

Datça’ya gitmeden önce Ted.com da bir sunum izlemiştim. Ernesto Sirolli’nin sunumu..Bu bana bu konuda ışık oldu. Bu sunumdan bir parça veriyorum. 

Ernesto Sirolli Sunumundan:

         1971'den 1977'e kadar Genç görünüyorum, ama genç değilim.. Zambia, Kenya, Fildişi Sahili, Cezayir, Somali'de çalıştım Afrika ülkelerinin beraberliğinde teknik iş birliği projelerinde çalıştım. 

Bir İtalyan STK (Sivil Toplum Kuruluşu) için çalıştım ve Afrika'da kurduğumuz her bir proje başarısız oldu. Ve ben perişan oldum. 21 yaşımdayken, "Biz, İtalyanlar iyi insanlarız ve Afrika’da gayet iyi işler yapıyoruz." diye düşünüyordum, "Dokunduğumuz her şeyi mahvettiğimiz" gerçeği yerine. 

Benim ilk kitabıma ilham veren, bizim ilk projemiz: "Zambezi nehrinin küçük dalgalanmaları" adında biz İtalyanlar'ın bir projesiydi. Zambiya insanlarına nasıl tarım yapacaklarını öğretecektik. Her neyse, Güney Zambiya'ya elimizde İtalyan tohumları ile inanılmaz güzellikteki Zambezi nehrinin aşağıya doğru aktığı vadiye vardık ve sonra yerel insanlara nasıl İtalyan domateslerini yetiştirebileceklerini öğrettik ve kabak ve... ve tabii ki yerel insanlar kesinlikle yaptığımız bu işle hiç ilgilenmediler, ardından gelip çalışmaları için ödeme yaptık ve bazı zamanlarda ortaya çıkmaya başladılar. Biz yerel insanlara şaşıp kalmıştık, böyle güzel vadide, hiç tarımın olmamasına çok şaşırmıştık. Yerel insanlara "Neden hiç bir şey yetişmediğine" dair sormak yerine sadece: "Allah'a şükür, biz buradayız." dedik. "Küçük bir zaman diliminde, Zambiya insanlarını açlıktan kurtarıyorduk" 

ve tabii ki, Afrika'daki her şey çok güzelce yetişti. İnanılmaz domatesler topladık. İtalya'da normal büyüklükteyken, Zambiya'da kocaman yetişti. Biz buna inanamamıştık, Zambiyalılara diyorduk ki: "Bak, tarım yapmak ne de kolaymış" Domatesler güzel, olgun ve kırmızıyken bir gece ansızın, nehrin öte yakasından 200 su aygırı ortaya çıktı ve bütün her şeyi yediler.

Ve biz Zambiyalılara diyorduk ki: "Aman Allah'ım, su aygırları!" 

ve Zambiyalılar dediler ki: "Evet, işte burada tarım olmamasının sebebi" 

-"Neden bunu daha önce söylemediniz?" -"Hiç sormadınız ki.

Bu sunum bana ilham verdi. Demek ki sonuca ulaşmak için öncelikle yerel insanlara danışmak gerekiyor. 

Datça'da bahçeleri gezmeye başladık. Çeşitleri bilen bir kişiyle beraber 4 kişi gezmeye başladık. İlk gittiğimiz Nurlu badem bahçesinde Nurlu, kababa, ak badem, erkenci ve sıra bademi olmak üzere  5-6 çesit badem vardı. Belli ki bu 5-6 çesitten biri Nurlu bademin tozlayıcısıydı. Aydın Bey Nurlu bademin kendi kendini tozlama oranı olabileceğinide belirtti. Ama bu oranı bizim tespit etmemiz mümkün değil tabii ki. Yerel insanlara bu konuları sormak en doğrusuydu. Mutlaka bilen birileri vardır yerel insanlarda..


Etrafta başka ağaçlardan da tozlanma yaşanabileceğini düşünerek yarımadanın izole bir bölgesine gittik. 


Bu izole bölgede arıcılık yoktu, etrafta hiç badem bahçeside yoktu. Eski bir bahçe..Bahçenin sahibi yoktu ama oğlu vardı.


 Gürhan bize bahçeyi gezdirdi, detaylı bilgiler vardı. Kendisine çok teşekkür ederiz. O kadar önemli bir iş yaptı ki aslında. Bende onun bilgilerini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bu bahçede yaklaşık 1000 ağaç vardı. 800 ağacı Nurlu, 2 adet erkenci dedikleri ilk çiçek açan çesit badem, diğeri için ak badem. Çember daraldı.

Çiçeklerin açma ve kapatma tarihlerini sorduk. Erkenci açıyor, çiçeği bademe dönüyor arkasından Nurlu açıyor, Nurlu açıkken Ak badem açıyor...Yani Nurlu ve Ak bademin'in çiçekleri tozlanma dönemleri açık.


Tozlayıcının Ak badem olduğuna ama bir izole bahçe daha gezmeye karar verdik. 

Burda da sadece Nurlu ve Ak badem vardı. Bu da eski bir bahçeydi. 



Bu kadar çabuk tozlayıcıları tespit ettiğimize bizde şaşırdık ama başka bir ağaç veya delil bulamadık.. Eskiler neyi neyle dikeceğini günümüz uzmanlarında çok daha iyi biliyordu. Sonraki nesillere iletilecek yazılı bir metin yoktu, kayıt yoktu. Arkadaşımızın bahçesinde ve ileride beraber yapmayı düşündüğümüz bahçe kayıtları ileride bu konularda bölgesel bir veri oluşturacak.


Bunun üzerine arkadaşımız %80 Datça Nurlu Bademi ve %20 Datça Ak bademi aşılamaya karar verdi. Tabii ki bu konuları bilimsel kayıtlara ulaştırmak gerekli. Üniversiteler bir gün bu konularda çalışmaya karar verirse bizlerde kendilerine bilgi akışı konusunda destek oluruz.
Gördük ki, ülkemizde halkımız çok açık, yardımsever ve ileri görüşlü. Kararlar alınırken yerel halka fikri sorulsa sanırım çok daha aklı selim kararlar ve faydalı sonuçlar çıkacaktır.


18 Aralık 2012 Salı

Kış Hazırlıkları ve Zehirli Mantarlar

Aralık ayında bahçemizde ağaçlar çalımasını durduruyor, yaşam mücadelesi verenler sakızlarını çıkarmış mücadelesine devam ediyorlar.

Havaların ısınması ile beraber bizde elimizden gelen destek ile olabildiğincesinin kurtulmasına destek olacağız. Diğer ağaçlarsa ya uyumuş ya uyumak üzere keyifliler. Ağaçların Haziran ayından bu döneme düşündüğümüzden fazla gelişmesi sevindirici.

Ortalamada 100 cm civarı sürgün atan ağaçlarımız önümüzdeki sezon ilk bademlerini vermek üzere dinleniyorlar.


 Bahçe verim performansını %55-60 bekliyordum. Ama gözüken o ki %70 üzeri olacak verim veren ağaç miktarı.


Aralık 2012


Aralık 2012

Vejetasyon döneminde ağaçlar çok çalışıyorlar, kışın ise ağaçlardan çok biz çalışıyoruz. Yazı iyi geçirmek için kışın iyi bir planlama şart. Kış ayları yapılacak işler belli bir program dahilinde yapılmalı.

 Zira kışın iş çok yokmuş gibi gözükse de kış aylarında planlama yapılmayan bahçelerde yazın herşey acil olur. Planlamaya gereken önem verilmeli. Bizde kış en fazla 2 ay olduğu için hem kışlık işler için , hem tabiatın uyanma dönemi sonrası yapılacak işlerin planlaması için zamanımız az ve değerli..


ZEHİRLİ MANTAR - ZEHİRSİZ MANTAR NASIL AYIRT EDİLİR?


Bahçemizin arkası orman ve içinde çıntar denilen mantarlardan yetişiyor. Bu aralar mantar zehirlenmeleri konusunda çok haber çıkınca Halil ve Süleyman ile beraber arkamızdaki ormana yürüdük. Halil bana mantarın zehirli olup olmadığının nasıl anlaşılacağını öğretti. Süleyman'ın önden bana verdiği ipuçları vardı. Onlar yenen mantar ve zehirli mantar bulmaya gittiler ve bende Ormanı dinleme şansını buldum. Mantarın nasıl zehirli olup olmadığının anlaşılması konusunda bilimsel bir veri yok elimde. Ama zehirli ve yenebilecek mantar görüntü olarak birebir aynı... Halil ve Süleyman ise hayatları boyunca burda, bu mevsimde mantar toplamışlar. Bu konuda kaynak direk olarak ikisi.. Bu bilgiler için Halil ve Süleyman'a teşekkür ederim.


Halil Mantarı buldu.

Koparılır...


Altını elinizle eşeleyin...

 Beyaz bir süt çıkıyorsa zehirlidir.

Bu beyaz süt şeklindeki zehir, 
2-3 dakika içinde sarı bir süt haline geliyor. 
Bu kesinlikle yenmemeli.

 Bu ise yenebilir bir mantar. 
Beyaz veya sarı bir süt çıkmıyor. 
Hatta eşelediğimiz yer daha sonra mavimsi bir renk alıyor. 
Bu mantar yenebiliyor.