12 Mart 2013 Salı

BADEMDE MAJÖR VE MİNÖR YALNIŞLIKLAR...

Badem bahçesi kurarken yapilan her işleme aynı önemin verilmesi gerektiğini gun gectikce daha iyi anliyoruz. Sulama sistemi, fidan kalitesi, gubreleme, sulama, ekip.....ilk akla bu major etkenler geliyor..

Aslında tarımda major veya minör diye bir ayırım yok. Önemsiz basit bir önlemin alınmaması bütün bahçenin yok olmasına sebeb olabiliyor. Örneğin bahçe de hastalıklı bir ağacınız var ve iyi gözlemlemediniz. Kış geldi, hastalıklı ağaçta yapraklarını döktü. Artık hiç anlaşılamıyor. Zaten hastalıklar genelde kışın duruyor ancak ağaçta kalıyor. Kışın budama yaptınız. Budama makasını dezenfekte etmeden her ağaçta kullandınız. Tüm bahçeye yaydınız. Önlem budama makasını her ağaç kesiminden sonra yanında taşıdığın   küçük çamaşır suyu veya benzeri bir dezenfektan ile  dezenfekte etmek. Bekli 1-2 liralık bir çamaşır suyu...Bu küçük ihmal bahçenin tamamının yok olmasına sebeb olabilir.

Kimsenin üzerinde durmadığı, bahçede minor gözüken ve bahçede kayıplara sebeb olabilecek başka etkenlerde var. Örnek vermem gerekirse dikim derinliği. Dikimde aşı aşağida kaldığında gördük ki ağac geliştikçe strese giriyor, sakız bırakıyor ve ölüyor. Hastalık olduğunu düşünerek  Laboratuara gönderdiğimizde bir patojene rastlanamadi şeklinde rapor alıyoruz. Neden olduğunu düşünüyoruz. Sebeblerden biri dikim hatası olabiliyor. Kesin  o mudur? Bilemiyoruz..

İşin komik yanı nasıl sağlık sektöründe doktorlar herhangi bir bulguya rastlamadığında hastalığın kaynağı sinirsel, psikolojik vs... dediği gibi bizim sektörün  doktorları Ziraat Mühendisleri de herhangi bir buguya rastlamadıklarında aynı açıklamayı yapıyorlar ve ağaç strese girmiş diyorlar.




Sektördeki Major ve minor konular acaba sadece yapılsal konular mı? Sadece Sulama önemli, Fidan önemli, budama önemli, gübre önemli, ilaç önemli, toprak önemli vb.. yapılsal konular mı?

Bence major konu, hep abartılan raslantısal veya acayip olayları duymamız ve inanmamız.  Mesela geçen sene Mersin'den bir Badem ağacının 70 kg Badem (Kabukludur heralde:-))  ) verdiğini duyduk. İşte efendim Üniversiteler orda araştırma yapıyormuş. Herkes biliyormuş. Gerçekten ağaç başına 70 kg alıyormuş...muş..muş..miş... Sonradan öğrendik zaten 3 ağaç var adamın bahçesinde...70 kg aldığını delillendiremedik. Bizim danışmanımız Mersinde olduğu için kendisinden rica ettik. Ancak bir sene sonra meyva tutum döneminde inceleyebileceğimizi belirtti. Kısmetse bu sene inceleriz. Görüşlerimizi olumu veya olumsuz bu blogta paylaşırız.  70 kg badem veren ağacı duyan herkesin ağzı sulandı... 70 kilo...düşünsenize.. sanki bütün ağaçlar 70 kg veriyor..Delil yok...İspat yok.. Herhangi bir blimsel çalışma, kayıt yok..Ama o fısıltı Mersin'den İstanbul'a kadar geliyor. Fısıltının en büyük reklam olması gerçeğinin bir kere daha sağlaması yapılmış oluyor... biri on yapmak...Neden ? Çünkü ümit verici... Bunun aksini veya çok olumsuzunu konuştuğumda bırakın İstanbul'u, o an konuştuğum birkaç kişinin aklına bile gidemiyor. Ama mümkün ve olabilir dersen fısıltı devam ediyor....ve büyüyor..bir zaman sonra belki verim ağaçbaşı 75-80 kg olur...Bence bizim sektördeki major sorun budur.

Aynı ağacı birkaç sene izlesen ve ''bir daha vermedi o sene verdi bir tek'' denilse ve ağacın aslında 70 kg vermediği ispatlanılsa bu sonuç yayılmaz veya yayınlanmaz. Hala 70 kilo veren badem ağacı konuşulur. Bir ağacın yandaki resimdeki gibi vermesi hepsinin aynı vereceği anlamına gelmez. İnternetteki bilgi kirliliğinin temel nedeni budur. Bilgi kirliliği major sorundur. 1 dönümden müthiş karlı bir yatırım yapıldığı fikrini veren birçok site linki verebilirim. Çoğunun fidan üreticisi olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Umarım bu veriler üzerinde gerçekçi çalışmalar yapar ve düzeltirler. Zaten birçoğu birbirinden kopyalamış.


 
Bu Ağaçların hepsi 2,5 yaşında 


Ben kendi bahçemin güzel ağaçlarının resmini çekiyorum, yanına 2,5 yaşında badem ağacı yazıyorum. Görenler inanamıyor, 5 yaşında gibi.. Sizin orası bademe çok uygun diyorlar. Hemen yargıyı yapıyoruz. Bir deneme yaptım sadece gelişmeyen ağaçları çektim. Şimdi, Altına 2,5 yaşında badem ağacı yazsam ve yayımlasam, Herkes bu iş olmaz, orda badem yetişmiyor toprakta sorun var derler. Önemli olan bahçenizde % kaç ağacınız iyi gelişti. Ama gördüğümüz gibi hepimiz en olumlu örnekleri yayımlıyoruz. İnternetteki bilgilerde bu şekilde.... En iyi senaryolar, hatta iyininde iyisi...


Sağ tarafta ise 4 yaşında bir badem ağacı var. Ağaçların yaşı insan yaşı gibi değil, bakım ve koruma ile ilgili..Ama 4 yaşında 3 metre yüksekliğinde büyük ağaçlar da var.




                                                                   


Bu işe başlamadan önce araştırma yaparken, bir fidan üreticisi bana 30-40 dönümden ne kadar çok para kazanabileceğimi gösteren bir fizibilite verdi. Kendi bilgisayarında bu fizibilite hazırdı ve anında print etti verdi. Çok karlıydı. O fizibiliteyle bütün ülke ceviz yetiştirmeli diye düşünebilirdiniz. Bu kadar karlıysa neden 5-6 liraya fidan satıyorsun? sorusuna cevap verememişti.

Bu sektörde ülkece başarılı olmanın en önemli yolu saptırılmış bilgiler yerine gerçek bilgilerle hareket etmemizdir. Bu bilgileri paylaşmamızdır. Facebook üzerinden ve çevremdeki üreticilere bir soru sordum: 

'' Badem ceviz veya meyvacılık yapan üreticilere bir sorum var. Ürünün adı, çeşitleri, dikim şekli (5x5, 2x5 vs) bölgeyi belirterek İlk hasatlarında dönüm başına ne kadar aldığınızı yazmanızı rica ediyorum?''

Kaç cevap geldi biliyor musunuz? HİÇ... 

Tanıdıklarımdan ne kadar cevap geldi...HİÇ....En azından bugüne kadar alamadım. Bu konunun önemini anlamadığımızdan geliştirici adımlar atılamıyor. Kimin kaç kilo aldığı yerine basit bir istatistik yapılabilir. Yüksek verim, düşük verim  ve orta verim istatistiği çıkarılabilir. Bu yatırıma girenler veya girmeyi düşünenlere neye girdikleri daha gerçekçi gösterilebilir. Ama o zaman internetteki mükemmel verim tabloları ve iş çekiciliğini kaybeder mi? Bilemiyorum çünkü hiç hasat yapmadık ve yapanlardan da gerçek veri alamadık. Sözlü bir veriden bahsetmiyorum. Yazılı ve kayıtlı bir veriden bahsediyorum. Şimdilik o veriye ulaşamadım. Birilerinde mutlaka vardır. Yurtdışı kaynaklar bu konuda çok bonkör. Onların verilerini baz alarak hareket edeceğiz artık.

İlaç sektörü de karışık ve ticari... Bir ilaç çıkıyor, bu ilacın ilgili hastalığa veya zararlığa iyi geldiği açıklanıyor, eski ilaçların etkisi kötüleniyor, çünkü eski ilaçlar ucuzluyor. Bir zaman geldiğinde bu ilaçta yasaklanıyor, yenileniyor.. Veya 5ml yeterli geldiğini deneyip gördüğümüz bir ilaç üzerinde 20-25 ml kullanma etiketi olabiliyor. Tarım ilaç sanayii bu şekilde ilerliyor. Bu verilerin paylaşıldığı bir ortam yok. Üreticiler olarak elimiz mahkum şekilde yeni ilaç, şu kadar kullanılmalı yazıyor ve kullanıyoruz. 

Kullandığımız ilaçlarla ilgili bizim anlayacağımız dilde yapılmış, yazılmış araştırmalar yok. Bulabildiklerimiz zaten ilaç firmaları tarafından sponsor olunmuş araştırmalar. Tam manasıyla uygulamalarımızın işe yarayıp yaramadığını uygulama yaptıktan  belli bir zaman sonra öğreniyoruz.

Sonuç olarak badem yetiştiriyoruz, meyvacılık yapıyoruz, iç ve dış major-minor konular bahçenin, yatırımın geleceği için iyi değerlendirilmeli. Tüm meyva üreticierinin kendi ürettikleri meyvalar ile ilgili yalnış verilerin yayılmasına karşı doğru veriler yayınlamalı. Yoksa sürekli sektöre giren ve çıkanlar olacak, milli servet kaybı oluşacaktır. Yalnış verilerle birçok kişinin sektöre girmesi, sektördeki asıl üreticilere de zarar verecektir.

1 Şubat 2013 Cuma

KUYU SULARINA SAYAÇ TAKILACAK MI?

Son günlerde yeni bir kanun çıktığı ve ruhsatlı kuyulara veya 10 metreden derin kuyulara elektronik saat takma zorunluluğu geliyor şeklinde bir haber duyduk. Herkes birbirine soruyor. Büyük bir iletişim kopukluğu var. Aslında DSİ de kayıtlıyız ve bize mail veya SMS veya Muhtarlıklar yolu ile yazılı bir bilgi verilebilir. Bu kanun işin iılginci 2 sene önce çıkmış. Biri diyor iptal oldu bu, biri diyor beklemede sakın saat almayın, biri diyor hemen alın takın..Ben aşağıda o metni buldum ve bloga ekledim.

Saati taktırmak yaklaşık 2.000 tl civarı... Bunun parasını da biz mi ödeyeceğiz çiftçi olarak yoksa devlet gelip mi takacak? Herkes birbirine bunu soruyor.

Aslında mantık olarak, istatistik tutmak adına su sayacı takılması gerekli. Devlet yeraltı sularının kullanım miktarı ve kaynak miktarını bilmek durumunda. Su, önümüzdeki yıllarda dünyanın en stratejik maddesi olacak.  

İnsanlarla konuştuğumda mantıksız gelen, tesis, ve kuyuyu kendimizin açması, saati kendimizin alması (Kendimiz alacak isek tabii ki...DSİ deki yetkililerde henüz bilmiyorlar, aradım sordum haftaya salıya tekrar arayın dediler), ve suya para ödememiz ( Bunu bilmiyorum ama tesisi, kuyuyu devlet kursa idi, yani alt yapıyı devlet kursa idi tabii ki parası ödenmeli.)

Bu şuna benziyor, elektriği düşünelim.. Alt yapısını devlet yapmış, belli bir yere getirmiş ordan ödemesi yapılıp bağlatılır, saat takılır ve kullandığın kadarı ödenir. Çünkü devlet yatırımı yapmış ve hizmeti kapına getrmiş. Ama suyun yukarı çıkmasını biz sağladıysak, saatide biz takıp, ödeyip, sonrada kullandığımız suyu ödemek mantıklı değil. Hem yatırımı, hem ölçeri hem kullandığını ödemek... Yapmazsak ceza kesilecek, kuyu kapatılacak, üretim azalacak veya bitecek.. Olan milli servete olacak yine...

Biraz kuyusu olanlara sorulsa veya dinlense hemen bir çözüm bulunur.

Benim etrafımdakileri dinledikten sonra oluşan düşüncem Devlet saatleri versin, kimseye ceza kesmesin ve 10 sene sulardan sadece veri toplansın.. 5-10 sene sonra fiyatlandırılacak denilsin. Bu yıl hesabını, kuyu acma masrafı ve tahmini kullanım miktarlarına göre düşünürsek bence 8 yıl.. Böylece çiftçinin kuyulara yapmış olduğu masraf çıkmış olur..

 Devlet saati karşılar ve bunun karşılığında 8 sene sonra su kaynaklarının değeri düşünülürse paradan daha değerli olan verilere ulaşır ve bu süre içinde ülke için planlama yapılmaya başlanır.. 8 sene sonra düzenli alacağı kullanım paraları ile bu proje ve planlamalara kaynak yaratılır.

Bu tarihe kadar kayıtsız bir tek kuyu bile bırakılmaz ülkede.. O zaman ceza verilebilir. Hatta farklı bir ruhsat ve saat sistemi ile her kuyuya ruhsat verilir, köylüye ve küçük üretim yapılan yerlerde kuyulara kolay ruhsat verilir ve kayda alınır. Küçük kuyular için ücretsiz ve basit bir kullanım belgesi... Çünkü ruhsat almak dahi masraflı..Böyle bir çözüme herkes razı olur diye düşünüyorum.  Önemli olan yeralı su kullanım istatistiklerine ulşamak olmalı. Para kazanamk değil.  Uygulanamayan kanunların arasına girip defalarca itiraz ve değişmelere sebep olunmamalı, çiftçide, üreticide, köylüde, Allah ta razı gelmeli.

Önemi olan doğru ve aklı selim olarak hem köylüye, halka ve Devlete yakışan şekilde hareket etmek. Umarım hayırlısı olur.

Az önce DSİ'yi aradım, üçünçü yönlendirmede ilgili birime ulaştım. Vatandaş olarak bilgi almak istedim, saat taktıracak mıyız, mecbur mu? saati devlet mi karşılıyor...vs.. Cevap olarak ''beklemedeyiz, haftaya salı veya çarşamba arayın'' Sizde bekleyin birşey yapmayın dendi.. Devlet beklemedeyse, bizde beklemedeyiz..



Sonuçta sulama kuyularına saat takılma konusu desteklenmeli. Milli varlıklarımızında farkında olmak önemli. Bu iyi niyetli, gerekli ve akılcı projeyi düşünen yetkililere teşekkür ederken, umarım fısıltılarla duyduğumuz mantıksız bir uygulama ile karşılaşmayız..

Son Dakika, http://www.sondakika.com/haber/haber-kuyulara-sayac-takma-zorunlulugu-suresi-uzatildi-4291674/ bu şekilde bir haber var..ama DSİ deki yetkililer bunu doğrulamadığı için beklemedeyiz..

Bu arada bilgi alamadık hiçbir yerden derken, twitter imdadımıza yetişti. Twitterdan Orman ve Su işleri Bakanlığını ve Sayın Bakan Prof. Dr. Veysel Eroğlu'nu takip ediyorum. Burada konuyla ilgili açıklama ve karar açıklanmış. Bu yazıyı yazdığım gün devlet gerekli çalışmayı yapıp tamamlamış. Gerçekten sorunlarımızla ilgilenildiğini görmüş olduk. Teşekkür ederiz. Bir erteleme var, bundan sonrası nasıl olacak o soruları öğrenmeye çalışacağım. 1-Kimler için ne zamana kadar uzatıldı? 2-Ruhsatlı kuyular ne zamana kadar bu işlemi yapmalı, ruhsatsız kuyular ne zamana kadar ruhsat almalı. 3-Saatleri DSI mi dağıtacak? 4-Ücret ödenecek mi? Neye göre ödenecek? ..Bu sorulan cevabını öğrenince bu bloga ekleyeceğim..




DATÇA NURLU BADEMİ VE TOZLAYICISI



     Geçen hafta Datça’daydık. Datça’da bir arkaşımız ile beraber Nurlu Badem üretmek istiyoruz. Ama daha öncesinde arkadaşımızın kendisinin aşılanmaya hazır badem bahçesi var. Bizde (Ben ve Aydın Lal Bey) ağaçların aşılanma durumu ve planı konusunda çalışmak üzere arkadaşımıza yardıma gittik. 

İnternetten araştırdğımız kadarıyla Datça’da 36 farklı çesit badem bulunuyor. Bu çeşitler üzerinde üniveristelerin birleşip bir çalışma ve ülkeye tescil yapmaması büyük bir milli kayıp. 

     Arkadaşımız, Datça’bir grup öğretim görevlisinin detaylı çalışma yapmış olduğunu ve 99 çeşit farklı badem tespit ettiklerini söyledi. Bu araştırmayı yapanlarla tanışamadık ama umarım tanışırız. Çalışmalarını okumak için sabırsızlanıyorum diyebilirim. Aslında internetten yayınlansaydı google’dan muhtemelen bulabilirdim. Umarım çalışma tamamlanmıştır ve yayınlanır. 



Arkadaşımız bahçesine %50-60 Nurlu aşılamak istediğini geri kalanını ise karışık cinslerden aşılamayı düşündüğünü belirtti. Çünkü Nurlu bademi neyin tozladığının bilimsel bir çalışması yok. Nurlu badem sadece Datça’nın bazı bölgerinde yetişebiliyor. Çok dar alanda yetişebildiği için bu konuda çalışma yapılmadığını düşünüyorum. Aslında dünya mirası özel bir ürün. Türkiye’de Datça’dan başka bir yerde yetişmiyor veya iyi verim alınamıyor. Sebebi erken çiçekleniyor ve erken donlara yakalanıyor. Ama  Datça'da özel bir ılıman kilma iklimi var. Şubat başında çiçeklenmeye başlamasına rağmen çiçeklerine don vurmuyor.Kış ve bahar yağmurları ile meyvanın içi doluyor. Çok aromalı, lezzetli ve diğer bademlere nazaran çok büyük. Sert kabuklu bir badem. Çok özel biri ürün.

Bizim bahçemiz bölgeye 1 saat mesafede ve bizde çiçekler nisanda açıyor deniliyor.(20 Şubat-10 Mart Arası açtığı 2014-2105 yıllarında tespit edildi) Daha erken açsa zaten mart ortalarına kadar don riski taşıyoruz. Datça’nın bu kadar yakınında olmamıza rağmen bizim bu çeşit erkenci bademlerden verim alma şansımız düşük. Ama bu sene aşılama ile belli bir adet arazimizin dışında erkenci bademleri de deneyeceğiz. 



Nurlu bademi (söylenen 36 veya 99 çeşit) hangisinin tozladığını araştırmaya ve bulmaya gittik. 

Datça’ya gitmeden önce Ted.com da bir sunum izlemiştim. Ernesto Sirolli’nin sunumu..Bu bana bu konuda ışık oldu. Bu sunumdan bir parça veriyorum. 

Ernesto Sirolli Sunumundan:

         1971'den 1977'e kadar Genç görünüyorum, ama genç değilim.. Zambia, Kenya, Fildişi Sahili, Cezayir, Somali'de çalıştım Afrika ülkelerinin beraberliğinde teknik iş birliği projelerinde çalıştım. 

Bir İtalyan STK (Sivil Toplum Kuruluşu) için çalıştım ve Afrika'da kurduğumuz her bir proje başarısız oldu. Ve ben perişan oldum. 21 yaşımdayken, "Biz, İtalyanlar iyi insanlarız ve Afrika’da gayet iyi işler yapıyoruz." diye düşünüyordum, "Dokunduğumuz her şeyi mahvettiğimiz" gerçeği yerine. 

Benim ilk kitabıma ilham veren, bizim ilk projemiz: "Zambezi nehrinin küçük dalgalanmaları" adında biz İtalyanlar'ın bir projesiydi. Zambiya insanlarına nasıl tarım yapacaklarını öğretecektik. Her neyse, Güney Zambiya'ya elimizde İtalyan tohumları ile inanılmaz güzellikteki Zambezi nehrinin aşağıya doğru aktığı vadiye vardık ve sonra yerel insanlara nasıl İtalyan domateslerini yetiştirebileceklerini öğrettik ve kabak ve... ve tabii ki yerel insanlar kesinlikle yaptığımız bu işle hiç ilgilenmediler, ardından gelip çalışmaları için ödeme yaptık ve bazı zamanlarda ortaya çıkmaya başladılar. Biz yerel insanlara şaşıp kalmıştık, böyle güzel vadide, hiç tarımın olmamasına çok şaşırmıştık. Yerel insanlara "Neden hiç bir şey yetişmediğine" dair sormak yerine sadece: "Allah'a şükür, biz buradayız." dedik. "Küçük bir zaman diliminde, Zambiya insanlarını açlıktan kurtarıyorduk" 

ve tabii ki, Afrika'daki her şey çok güzelce yetişti. İnanılmaz domatesler topladık. İtalya'da normal büyüklükteyken, Zambiya'da kocaman yetişti. Biz buna inanamamıştık, Zambiyalılara diyorduk ki: "Bak, tarım yapmak ne de kolaymış" Domatesler güzel, olgun ve kırmızıyken bir gece ansızın, nehrin öte yakasından 200 su aygırı ortaya çıktı ve bütün her şeyi yediler.

Ve biz Zambiyalılara diyorduk ki: "Aman Allah'ım, su aygırları!" 

ve Zambiyalılar dediler ki: "Evet, işte burada tarım olmamasının sebebi" 

-"Neden bunu daha önce söylemediniz?" -"Hiç sormadınız ki.

Bu sunum bana ilham verdi. Demek ki sonuca ulaşmak için öncelikle yerel insanlara danışmak gerekiyor. 

Datça'da bahçeleri gezmeye başladık. Çeşitleri bilen bir kişiyle beraber 4 kişi gezmeye başladık. İlk gittiğimiz Nurlu badem bahçesinde Nurlu, kababa, ak badem, erkenci ve sıra bademi olmak üzere  5-6 çesit badem vardı. Belli ki bu 5-6 çesitten biri Nurlu bademin tozlayıcısıydı. Aydın Bey Nurlu bademin kendi kendini tozlama oranı olabileceğinide belirtti. Ama bu oranı bizim tespit etmemiz mümkün değil tabii ki. Yerel insanlara bu konuları sormak en doğrusuydu. Mutlaka bilen birileri vardır yerel insanlarda..


Etrafta başka ağaçlardan da tozlanma yaşanabileceğini düşünerek yarımadanın izole bir bölgesine gittik. 


Bu izole bölgede arıcılık yoktu, etrafta hiç badem bahçeside yoktu. Eski bir bahçe..Bahçenin sahibi yoktu ama oğlu vardı.


 Gürhan bize bahçeyi gezdirdi, detaylı bilgiler vardı. Kendisine çok teşekkür ederiz. O kadar önemli bir iş yaptı ki aslında. Bende onun bilgilerini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bu bahçede yaklaşık 1000 ağaç vardı. 800 ağacı Nurlu, 2 adet erkenci dedikleri ilk çiçek açan çesit badem, diğeri için ak badem. Çember daraldı.

Çiçeklerin açma ve kapatma tarihlerini sorduk. Erkenci açıyor, çiçeği bademe dönüyor arkasından Nurlu açıyor, Nurlu açıkken Ak badem açıyor...Yani Nurlu ve Ak bademin'in çiçekleri tozlanma dönemleri açık.


Tozlayıcının Ak badem olduğuna ama bir izole bahçe daha gezmeye karar verdik. 

Burda da sadece Nurlu ve Ak badem vardı. Bu da eski bir bahçeydi. 



Bu kadar çabuk tozlayıcıları tespit ettiğimize bizde şaşırdık ama başka bir ağaç veya delil bulamadık.. Eskiler neyi neyle dikeceğini günümüz uzmanlarında çok daha iyi biliyordu. Sonraki nesillere iletilecek yazılı bir metin yoktu, kayıt yoktu. Arkadaşımızın bahçesinde ve ileride beraber yapmayı düşündüğümüz bahçe kayıtları ileride bu konularda bölgesel bir veri oluşturacak.


Bunun üzerine arkadaşımız %80 Datça Nurlu Bademi ve %20 Datça Ak bademi aşılamaya karar verdi. Tabii ki bu konuları bilimsel kayıtlara ulaştırmak gerekli. Üniversiteler bir gün bu konularda çalışmaya karar verirse bizlerde kendilerine bilgi akışı konusunda destek oluruz.
Gördük ki, ülkemizde halkımız çok açık, yardımsever ve ileri görüşlü. Kararlar alınırken yerel halka fikri sorulsa sanırım çok daha aklı selim kararlar ve faydalı sonuçlar çıkacaktır.


18 Aralık 2012 Salı

Kış Hazırlıkları ve Zehirli Mantarlar

Aralık ayında bahçemizde ağaçlar çalımasını durduruyor, yaşam mücadelesi verenler sakızlarını çıkarmış mücadelesine devam ediyorlar.

Havaların ısınması ile beraber bizde elimizden gelen destek ile olabildiğincesinin kurtulmasına destek olacağız. Diğer ağaçlarsa ya uyumuş ya uyumak üzere keyifliler. Ağaçların Haziran ayından bu döneme düşündüğümüzden fazla gelişmesi sevindirici.

Ortalamada 100 cm civarı sürgün atan ağaçlarımız önümüzdeki sezon ilk bademlerini vermek üzere dinleniyorlar.


 Bahçe verim performansını %55-60 bekliyordum. Ama gözüken o ki %70 üzeri olacak verim veren ağaç miktarı.


Aralık 2012


Aralık 2012

Vejetasyon döneminde ağaçlar çok çalışıyorlar, kışın ise ağaçlardan çok biz çalışıyoruz. Yazı iyi geçirmek için kışın iyi bir planlama şart. Kış ayları yapılacak işler belli bir program dahilinde yapılmalı.

 Zira kışın iş çok yokmuş gibi gözükse de kış aylarında planlama yapılmayan bahçelerde yazın herşey acil olur. Planlamaya gereken önem verilmeli. Bizde kış en fazla 2 ay olduğu için hem kışlık işler için , hem tabiatın uyanma dönemi sonrası yapılacak işlerin planlaması için zamanımız az ve değerli..


ZEHİRLİ MANTAR - ZEHİRSİZ MANTAR NASIL AYIRT EDİLİR?


Bahçemizin arkası orman ve içinde çıntar denilen mantarlardan yetişiyor. Bu aralar mantar zehirlenmeleri konusunda çok haber çıkınca Halil ve Süleyman ile beraber arkamızdaki ormana yürüdük. Halil bana mantarın zehirli olup olmadığının nasıl anlaşılacağını öğretti. Süleyman'ın önden bana verdiği ipuçları vardı. Onlar yenen mantar ve zehirli mantar bulmaya gittiler ve bende Ormanı dinleme şansını buldum. Mantarın nasıl zehirli olup olmadığının anlaşılması konusunda bilimsel bir veri yok elimde. Ama zehirli ve yenebilecek mantar görüntü olarak birebir aynı... Halil ve Süleyman ise hayatları boyunca burda, bu mevsimde mantar toplamışlar. Bu konuda kaynak direk olarak ikisi.. Bu bilgiler için Halil ve Süleyman'a teşekkür ederim.


Halil Mantarı buldu.

Koparılır...


Altını elinizle eşeleyin...

 Beyaz bir süt çıkıyorsa zehirlidir.

Bu beyaz süt şeklindeki zehir, 
2-3 dakika içinde sarı bir süt haline geliyor. 
Bu kesinlikle yenmemeli.

 Bu ise yenebilir bir mantar. 
Beyaz veya sarı bir süt çıkmıyor. 
Hatta eşelediğimiz yer daha sonra mavimsi bir renk alıyor. 
Bu mantar yenebiliyor.


4 Aralık 2012 Salı

Cüce Ağustos Böceği Zararı...


 Bahçenizde hastalıklar gibi zararlıları da tanımlamak koruma programı oluşturmak için daha sağlıklı bir yoldur. 2011 yılında bahçemizde farktettiğimiz dal yaralanmalarının ne olduğunu araştırmaya başladık.


Cüce ağustos böceği zararı 


2011 yılının kışı sonlanırken bir kaç ağaçta kapanan bazı yaralar gördük.Aşağıda göreceğiniz resmi Mart 2011 de çekmmiştim. Tabii bu dönem Fusarium ile mücadele ediyorduk. Bu izleri bilmediğimiz için hastalık sonucu zamklanan yerlerin kapandığını düşündük. Çalışanlarımızın ve benim dışında, bahçeye gelenlerin çok dikkatini çekmedi aslıda bu bir kaç ağaç...


1 sene geçmiş ve kapanmış Cüce ağustos böceği zararı

1 sene geçmiş ve kapanmış Cüce ağustos böceği zararı


2011 in Eylül aylarında belirli bölgelerde bu yaralar görüldü. İş  daha ciddi boyutlara gelmeden araştırmaya başladık.



2011 Yaz sonuCüce ağustos böceği zararı incelemesi

Numuneleri ağaçlardan alıp inceledik. Numuneyi bir üniversitenin böcek bilminde uzman bir yetkilisine gönderdik. Yetkili çok incelemeden koşnil tanısı koydu ve kışlık, yazlık yağlar ve ilaçlama önerdi.

Bunun üzerine koşnil bizim bahçemizde görülmemesine rağmen araştırdığım koşnil zararı çalışmalarını inceledim. Bu konuda kitaplar araştırdım. Yıllık ilaçlama ve koruma programımızı inceledim. Bu kayıtlara göre en son 27  Temmuz 2011'de ilaçlama yapmışız.

Koşnil yorumu beni ikna etmedi, elimdeki verilere göre koşnil olma ihtimali yoktu. Amerika'da US DAVIES enstitüsündeki bir uzman ile  bu verileri paylaştım. Gelen cevap ''Ne olduğunu bilmiyorum ama koşnil olmadığını biliyorum, bizim bölgemizde görülen bir zararlı değil''

Araştırmaya devam ettim. Araştırmayı uzaklarda ararken yakınlarda Tarım İlçe'den Bitki korumacı Süleyman Kurnaz bey'e gittim. Numuneleri incelediğinde çok emin olmamakla beraber cüce ağustos böceği olabilecek zararlılardan biri olduğunu belirtti. Enstitülere soracağını söyledi.

Mevsimsel bakınca 27 Temmuz sonrası ilaçlama yapılmaması bu tanıyı destekliyordu. Bunun üzerine cüce ağustos böceklerini ve Süleyman bey in olası muhtemel bahsettiği diğer böcekleri incelemeye başladım.

Bu araştırmada Entamolog Dr.Cevdet  Kaplan'ın cüce ağustos böceği konusundaki bazı çalışmalarını gördüm. Kendisinin iletişim bilgilerine ulaşıp resimleri, verileri paylaştım. Çok uzun süredir bu canlı üzerinde çalışmaları olduğunu ve zararlılının cüce ağustos böceği olduğunu onayladı. 

Bizde boşuna bahçemizde gereksiz koşnil ilaçlamasından kurtulmuş olduk. Hem maliyet hem bahçeye boşuna pestisit vermiş olacaktık.

Dr.Cevdet Bey bize bunlarla mücadele için bahçenin etrafına kavak dikilmesi gerektiğini söyledi. En çok kavak ağacını severlermiş. Kavak ağacını tuzak yapıp ilaçlama yapabilirsiniz demişti. 

Burda bir tırnak açıp, ''-Dr.Cevdet Kaplan Bey'e ve Ula İlçe Tarım Bitki Koruma Bölümnden Süleyman Kurnaz Bey'e teşekkür ederiz. Ülkemizde bizlere bu kadar gönülden yardımcı olan, sorunumuzla ilgilenen ve konuyu anlamamız için çaba sarfeden uzmanlar olması çok sevindirici. -''

Cüce Ağustos Böceği genç sürgün dallarına, ağzının iki yanındaki iğnelerle yumurtalarını bırakıyor. Bu yumurtalar ağacın dalında gelişiyor ve büyüdükçe ağaçta yaralar açıyor. Daha sonra yumurtalar  toprağa karışıyor. Toprakta larvaları kökleri yiyerek besleniyor, ergin olunca ağaçlara tırmanıyor ve uçma yetisini kazanıyor. Döngü devam ediyor.

Bahçemizde 2012 de dikkat ettik ve çok sayıda cüce ağustos böceği tespit ettik. Tabii ki bu sene ilaçlamaya ağustosta da devam ettik. İlaç etkisini hemen gösterdi ve Ağustos böcekleri pek zarar veremedi ve hatta çoğalacak zaman bulamadı.

Kavak ağacı dikemedik, daha doğrusu yakınımzdaki fidanlıklarda fidan bulamadık diyelim... Ama bu ilaçlamalar bu zararı yok denecek kadar azalttı. Seneye de bu tabii ki takip edilecek.

Bu sene Gökova fidanlığına gezerken kavak ağacı aradım, bulamyınca, akasyaları inceledim. Akasyalarda bu zararı gördüm, Cüce ağustos böceği akasyayı da seviyor. Bu sene bahçemize bu akasyalardan alıp diktik. 
Yumurtalar ağacın gövdesinde gelişirken

Süleyman bey ve Cevdet Bey ile bizim verilerimizle oluşturduğumuz Cüce ağustos böceği bilgilerini daha sonra Amerika'daki uzman ile paylaştık, kendileri bizlere yeni birşey öğrendikleri için teşekkür etti. 


Bahçemizde görülen cüce ağustos böceği.

Her tür zararlı ile mücadele için düzenli bahçe bakım programınız olması çok önemli, bu size bir uzmanın veya danışmanın, şu dönem şu ilacı kullan demesi üzerine kurgulanmamalı,  bilinçli ve bahçenizi tanıyarak yapılırsa daha faydalı oluyor. 

Uzmanlara veya danışman mühendislere haksızlık etmemek gerekir, onlara bu verileri vermediğiniz sürece onlarında doğru karar vermesi güçleşir. Çemberi daraltmak adına bu bilgiler düzenli ve raporlu tutulmalı. Mühendislere verileri somut ve ölçülebilir verebilirseniz size çok daha fazla fayda sağlayacaklardır.

Aşağıdaki linkte Kuzey Amerika ormanlarında görülen Ağustos böceklerini görebilirsiniz. Bizde bu yoğunluk olmaması sevindirici..



24 Kasım 2012 Cumartesi

İş güvenliği ve ilk yardım eğitimi

23 Kasım 2012
Bahçemizde ekibimizle iş güvenliği ve ilk yardım eğitimi aldık. Hem çalışma koşullarının uygunluğu konusunda bilgilerimzi pekişti, hem eksikliklerimizi tamamlama fırsatımız oldu. Bu eğitimi veren Duyum Osgb Danışmanlık'a teşekkür ederiz.

Bahçenizin veriminin artması ekibinizin aldığı eğitimlerle de orantılıdır. Örneğin kendi işletme sistemimizin eğitimleri ve testleri, danışmalarımızın verdiği teknik eğitimler.. Bunlar belli periyotlarda yapılırsa bilgiler pekişir ve çalışanlarınızla beraber ne yaptığınızın farkında olursunuz. Verimi etkileyen faktörlere ekip eğitimini altını çizerek eklemek gerek.

****************************************************************************

Duyum OSGB olarak 23.11.2012 tarihinde Tura Tarım’a ait badem bahçesinde yapmış olduğumuz İSG ve
İlkyardım Temel Eğitiminin bizim adımıza gayet verimli ve olumlu geçmesini sağladıkları için Tura Tarım
çalışanları ve Yöneticilerine teşekkürü bir borç biliriz.

Ülkemizde, gerek yasal mevzuatlarla olsun, gerekse şirket yöneticilerinin konu hakkında bilinçlenmesiyle, giderek önemi artan İş Sağlığı ve Güvenliği konusu dünya genelinde uzun yıllardan beri ciddiyetle takip edilmekte ve birçok iş kazasının da önüne geçmektedir. 

Bu konuda bahsedilebilecek en önemli çalışmalardan birisi olan işçilerin eğitimi konusunda Tura Tarım bir hayli hassasiyet göstermiş ve belki de sektöründe Muğla Bölgesinde konuyla ilgili eğitim alan ilk firma olmuştur. Kendileriyle İSG konusunda daha birçok çalışma yapmak umudu içerisindeyiz.

Unutmayın iş kazalarını önlemek, iş kazalarından doğacak zararı ödemekten daha insancıldır!

Duyum OSGB kazasız çalışmalar diler…

Alierk Küçük



22 Kasım 2012 Perşembe

Bakım ve Planlama Fark Yaratır.....

Bu hafta Pazartesi Burdur, Çavdır bölgesindeydim, bölge badem ve ceviz yetiştiriciliği için uygun iklime sahip, genel anlamda meyvecilik için uygun bir bölge görüşündeyim....Teknik olarak uzman değilim..Yaptığımız çalışmalar ve bu işi bu işi yapan, eli taşın altında olan bir üreticiyim...

Çavdır bölgesinde, rakım yüksek, nem az, hava ılıman. Etraftaki göller ve baraj gölleri iklimi yumuşatmış. Bilmeyenler için Çavdır bölgesi zaten Akdeniz'de, yani güneyde ve yüksek rakımda diyebiliriz. Rakım yüksekliği (900mt.-1300 mt.), ve nem azlığı hastalıkların yavaş yayılması durumunda avantaj olduğunu biliyorum. Toprakta (Özellikle orman arazilerinde) çeşitli zararlı mantarlar olabliyor veya fidanlarla bu hastalıklar gelebiliyor. Her türlü koşulda, bahçede mantari hastalıklar oluşmaya başladığında, hızlı, erken ve gerekli önlemler alınmalı. Gerçekten, hızlı olmak gerekiyor. Gerekli önlemler alınmazsa, hastalıklar ciddiye alınmaz ise ölümler ilerleyen yıllarda birden baş gösterebilir. Hızlı müdahale, hızlı tehşis hayat kurtarır, hastalık mücadelesi kolay olur.

Öncelikle ölen ağaçlarınızı mutlaka laboratuara göndermenizi tavsiye ederim. Hangi sebeblerden dolayı kayıplar yaşandığı tespit etmek gerekir. Hastalık, zararlı, dikim hatası...Örneğin, mantardan dolayı öldü ise hangi tür mantardan hastalandığı ve öldüğü tanımlanmalı.. Belirtiler tarih tarih kaydedilmeli, resimleri çekilmeli, iklim verileri nem ve sıcaklık o tarihlerde ne seviyede kontrol edilmeli, toprak analizi de yanına eklenmeli, en son Laboratuar...Çünkü hastalık ve zararlı belirtileri birbirine çok benzeyebilir. şu ilacı atın geçer diyen danışman mühendisiniz bu işe yaramazsa o zaman bu ilacın atın diyecektir... Ta ki; doğrusunu bulana kadar...Bu size maliyet, zaman ve gelir kaybı olarak geri dönecektir.
Mantarlardan devam edecek olursam,bazı mantarlara göztaşı, bordo bulamacı vs.. gibi klasik mantar ilaçları tesir etmiyor. Bu yüzden doğru tanı, tehşis ve doğru tedavinin yolları sorgulanmalı.

Bizim bahçemizde rakım 100 metre, hava sıcak ve nemli. Damlatıcıdan suyu verdikçe yazın mantarlar coşuyor. Bizde Fusarium mantarı tanımlandı. Bu mantarlarda tedavi reçetemizi daha önce yazmıştım. Bu ortamı 2 yıllık bir çalışma ile ancak kontrole alabildik.. Korumaya devam ediyoruz. Şu anda baskı altına almayı başardık gibi gözüküyor tahlil sonuçları ve düşen ağaç kayıpları olumlu seyrediyor. Kayıplarımız % 12 lerden %1 lere düştü. %1 kaybımızında hepsi mantardan ölmedi. Sanıyorum 2-3 seneye hastalık ortamlarını baskı altına tamamen alacağız. Bu mücadelenin sonu yok, ipin ucunu bırakmak mantarların tekrar çoğalıp çimlenmesine sebeb olabilir. 4 sene sonra tekrar çıkabilir..sürekli korumak gerek. Koruma iyileştirmeden çok daha ekonomik bir seçenektir. Bu yüzden tavsiyem bahçelerinizi hastalıktan önce temizleyin,sonra koruma programına başlayın.Hastalığın oluşacağı ortamı ortadan kaldırmak seçeneğini her sene yaptığınız bahçe işletme bütçenize ekleyin. Dezenfektasyon (koruma destek), koruma.....Dezenfekte her sene gereki değil ama korumaya bu işlem ile başlamanızı tavsiye ederim.11
Yabancı otlar, ağaçların arasında bu mantarlara ev sahipliği yapabilecek bitkilerin temizlenmesi gerekir. Sadece ağacın etrafını koruyarak koruma yapamayız.

Her bahçenin kendine ait bir bitki koruma, bitki besleme programı olmalı, zamanla oluşturulmalı. Bu bir bütündür.. Besleme aynı zamanda korumanın bir parçasıdır. Nasıl hasta iken ilaç alıyoruz ve beslenmeye dikkat ediyoruz, ağaçlar içinde aynısı geçerli.. Sadece ilaçlama ile koruma sağlanamaz. 

Bu besleme, koruma veya kısaca bakım programın uzmanlar tarafından şu şu şu diye direk oluşturulacağına ihtimal vermiyorum. Bu şekilde başlar tabii ki ve kayıtlarınıza göre, yıllık analizlerinize, bölgenizdeki zararlılar ve hastalıklara göre zamanla değişir. Bir kaç senede ideal bir bakım, koruma ve besleme programına ulaşılır. 

Aynen bir futbol takımında olduğu gibi, zaman içinde takım oturur, eksik yerler tamamlanır, yedeklenir ve en sonunda performansa göre ilk 11 zaman içinde oluşur. Her sene bazı değişiklerle takımı daha kuvvetli hale getirmeye çalışılır. Bahçede bu şekilde her sene farklı bir kişinin, danışmanın, mühendisin, farklı önerileri sürekli teknik direktör değiştirmeye benzer. Teknik direktör seçimi, ona inanç ve sabır başarıyı getirir. Ama doğru ve bilimsel çalışan bir teknik direktör....Hemde daha az paralar harcayarak..  Bahçenizde de durum budur..Ama işine hakim olamayan standart, klasik kulaktan dolma bilgilerle veya seksenlerden, doksanlardan kalma bilgilerle meyvecilik önerileri verenler için, kibarca söyleyecek olursam bahçenize çok fayda sağlayamaz. Yenilikleri takip eden, araştırma geliştirmeye bütçe ayırmış, kendini geliştirmeye çalışan uzmanlara uzman derim ben...Uzman size işe öğreten kişiye derim.. Bilgisini kendisine saklayan uzmandan size fayda gelmez. Bir işlemi yaparken bunun nedenini size anlatabilen, bu uygulamaların başarılı olduğunu delillendirene derim.

Amerikalı bir ziraat mühendisi uzman bana en iyi danışman 100 mil uzağındadır demişti.. Siz kendi bahçenizi kendiniz tanımanız gerekiyor demişti.. şimdi daha iyi anlıyorum. Doğru teknik ve idari kadro kuran yönetimler şampiyonluğa oynuyor gerçekten.
    
Doğru kişilerle beraberce kurduğumuz bakım sistemimiz sonuçlarını vermeye başladı. Danışmanların önerilerini sorgulamak ve araştırmak, hatta delillendirmek bu sistemi kurmamıza yol gösterdi.

Neden sorusu yaratıcılığı harekete geçirir. Çok kuvvetli bir sorudur..Bu soruyu sürekli sormak işletmenizi geliştirir. Danışmanlarınıza neden sorusunu bol bol sorun..

Tabii ki tarım da elimizden geleni yapacağız ama tabiat, Tanrı veya Allah ne derseniz deyin, ne derse sonunda o olacak. Bir sel, bir fırtına ve bir yangın, bilemediğimiz bir bakteri... Her şeyi yok edebilir. 

Aşağıda iki karşılaştırma sunuyorum. Burdur'da 5 yaşında bir bahçeden çekilmiş fotoğraflar ve bizim bahçemizde çekilmiş fotoğraflar. Birini 19 Kasım 2012 Burdur'da çektim, diğerlerini 20 Kasım 2012 Gökova'da çektim. Tabii ki ağaçların en büyüklerini karşılaştırıyorum. Bahçelerde her boy ağaçlar olabiliyor.


                                       *Burdur 5 Yaşında Badem Ağacı
                                       *Burdur 5 Yaşında Badem Ağacı
                                       *Gökova 2,5 Yaşında Badem Ağacı
                                        *Gökova 2,5 Yaşında Badem Ağacı

Ağaçları çalışmaya yönelik beslemek ve korumak gerekiyor. Bu işlemlerin bahçe kurulurken planlanması daha doğru olur. Malesef planlamaya gereken önemi vermiyoruz. Yatırım sonrası da verime kadar çok iyi planlanmalı.

Bahçe yatırımını bir spektrum da anlatmak gerekirse;



Yukarıdaki şemada da göreceğiniz üzere planlama ve bahçe işletmesi bahçe kuruluşu kadar önemlidir. Bu işe girmek isteyenler, girenler Bütçeler yapılırken planlamaya gereken bütçeyi ve önemi ayırmadıklarında sıkıntı yaşarlar. Aynı şekilde işletmeye de.. Planlamaya gereken önem verilirse bahçe kuruluşu daha kolay olur. Bahçe işletmesi, doğru planlanarak kurulmuş bir bahçede gereken önem verildiğinde bahçeyi yüksek performansa götürür. 

Bu işe girmek isteyenlere tavsiyem :
  • Bu işe girmeden önce ciddi bir araştırma bütçesi ayırsınlar. Girip girilmeyeceğine öyle karar versinler. Böylece kayıp çok olmadan vazgeçilecekse geçilsin veya neye girdiğinizi iyi anlamış olun.
  • Girmeye karar verenler badem için örnek vermek gerekirse ilk 4-5 seneyi karşılayacak bir planama yapsınlar. badem 3.yılda vermeye başlar 4.yılda kendini çıkarır senaryosu çok iyi bir senaryodur. Tabii ki 3. ve 4. yılda verecektir ama çokiyi bakarsanız. Gerekli yatırımları yapmışsanz ve gerekli işletme maliyetlerine girmişseniz...aksi halde 4 yaşında meyva vermeyen ağaçlarda var. Cevizde bu süre daha uzun sürebilir.. 6-7 sene diyebiliriz.
  • İşletmeye, işletme ahengine gerekli önemi verin.